Felsefe Diyalogları

2016-01-01
Felsefe ile akademik anlamda ilgilenen kişilerin ele alıp incelediği felsefi sorunları, gündelik hayatımızın seyri içinde, çoğu zaman ya göremeyiz ya da görmezden geliriz. Bu sorunlar, aslında, sadece gündelik hayatımızla değil, bütün yaşamımızla doğrudan ilgili olmalarına rağmen, gereksiz sorunlar gibi görülürler ve onları ciddiye almanın aklı karıştırmaktan başka bir işe yaramadığı düşünülür. Bu durumun ortaya çıkmasının, yani felsefenin ilgilendiği sorunların sıradan insanların ilgileri dışında kalmasının bir nedeni felsefenin konularının kavramsal yapısı ve felsefecilerin kullandığı dil olabilir. Nitekim, mutlak-kesin, değişmez doğruluklara ulaşabilme amacı güden her felsefi söylem ya mantığın temel akıl yürütme ilkelerinden hareketle savını doğrulama amacı gütmüş ya da kılıkırk yaran kavramsal-dilsel çözümlemelerle sorunları asıl bağlamından çıkarma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Örneğin; Tanrı bilgisi, yaşamımıza yön veren ahlakın ne olduğu veya eylemlerimize dayanak oluşturan ve onlara yön veren etik ilkelerin neler olduğu, neler olması gerektiği, özgürlüğün ne olduğu, dinin insan yaşamındaki konumu, toplumsal yaşamımızı düzenleyen hukuk ilkelerinin, kurallarının neler olması gerektiği gibi konuların, yine toplumsal yaşamımızın temelini oluşturan demokrasi, adalet ve eşitlik gibi kavramların soyut bir biçimde ele alınıp incelenmesi, bunların pratik yanlarının gözardı edilmesi, ya da saf bir felsefe, metafizik yapma arzusu sıradan insanların bu gibi sorunlara ilgisiz kalmalarına yol açabilmektedir. Ancak, bunları söylemekle felsefenin kendine özgü inceleme alanlarını sınırlandırması, ilgisini sadece insan yaşamını ilgilendiren pratik sorunlara yöneltmesi gerektiğini dile getirmiş olmuyorum. Felsefe, en geniş anlamıyla, dış dünyada varolan ile düşünme ve dil arasındaki ilişkiyi inceleme etkinliği olarak, varlığın ve varolanın özünün ne olduğunu sorgulamayı, onları anlama ve onlara anlam verme çabasını sürdürmelidir. Burada vurgulamak istediğim şey, felsefenin kuramsal, kurgusal yanı ile pratik alan arasındaki köprülerin yalın, açık, herkes tarafından rahatlıkla anlaşılabilir bir dil ile kurulması, felsefe ile akademik anlamda ilgilenmeyen insanlara pratik yaşamda karşılaştıkları sorunları felsefi bakış açısıyla değerlendirebilme olanaklarının sağlanması gerekliliğidir. Bu bağlamda, bu kitapta yer alan söyleşiler felsefe ile akademik anlamda ilgilenmeyen okurlara insan yaşamını doğrudan ilgilendiren pratik sorunları, felsefi sorgulamanın özünden uzaklaşmadan, rahatlıkla anlama olanağının kapılarını aralamaktadır. Bu kitap Mersin Üniversitesi Radyosu’nda yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendiğim Radyo’da Felsefe Söyleşileri adlı programın ürünü olarak ortaya çıktı. Programa katkıda bulunan hocalarımızla gerçekleştirdiğimiz her söyleşi sonunda dinleyicilerden tartıştığımız ve onların tartışılmasını istedikleri konularla ilgili olarak birçok e-posta aldım. Sonraları ise bu söyleşilerin kitap olarak basılması gerektiğini, böylece daha geniş kitlelere ulaşılabileceğini dile getiren epostalar gelmeye başladı. Bu, benim hiç düşünmediğim bir şeydi. Belki de “Söz uçar, yazı kalır” ifadesi bu talep ile ete kemiğe bürünmüş olacak. Bunun için dinleyicilere teşekkür ederim. Sözü yazıya dökmek hiç de göründüğü gibi kolay bir iş değil. Ses dosyalarını yazıya döken öğrencilerimin adlarını anmadan geçemeyeceğim: Peyruze Boru, Şermin Akpek, Pelin Çellik ve Gamze Oyalı. Sizlere, zaman ayırdığınız ve hiç de kolay olmayan bu işi yaptığınız için minnettarım. Hakkınızı ödeyemem. Bu kitabın ortaya çıkmasında en büyük pay üyesi olmaktan onur duyduğum üniversitemindir. Bu nedenle, Mersin Üniversitesi Rektörlüğü’ne, İletişim Fakültesi Dekanlığı’na, İletişim Fakültesi’nden değerli arkadaşım Yrd. Doç. Dr. Recep Ünal’a, söyleşileri sorunsuz bir şe- ÖNSÖZ 9 kilde gerçekleştirme imkânı sağlayan teknik ekibe ve tabiî ki söyleşi teklifimi kabul eden değerli hocalarımıza teşekkür ediyorum.
Citation Formats
A. Karademir, Felsefe Diyalogları. 2016, p. 67.