Hide/Show Apps

Structuralism II

1978
GERMEN , Aydın
Structuralisme (yapısalcılık) diğer bilim yöntemlerinin aksak veya kısıtlı yönlerine karşı çıkartabileceği tutumları aslında tam olarak benimsemiyor. Daha da çok toplum bilimlerinde "yapısalcı" yöntem sıkıştırılmış veya katı uygulamalarla sonuçlanıyor'. Katılık structural iste 'ler tarafından da görüldüğünde, bu düşünürler yöntem sınırlarını yumuşatıyorlar. Böyle bir işlem "Yapısalcı" yöntemin tanımını çökertiyor. 85 "Yapısalcılık" ele aldığı konuları semiologie'ye. sınırlamakla, ve bunu yaptığında semiologie' dilbilimi içinde tutmakla toplum ve çevre/uzam konularına olan genişlemesinde önemli yanlış adımlar atmaktadır. Bu çerçeveden çıkışı da ancak functional ism (işlevcilik) yönüne olacaksa, ikisi de belirli tanımlanmamış bu yöntemlerin içice girmesi "yapısalcı" yaklaşımların katkısını büsbütün azaltmaktadır. "Yapısalcı" düşünürler de, diğer yaklaşımların çoğunluğunda olduğu gibi, bilim iddiası taşıyan alt-yöntemlerini toplumları değişmezlikleri üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Şimdiye kadar biriken "bilimin" neredeyse tümünde gözüken şekilde, bilim adamlarının yöntem yapılarında herşeyden Önce kendi yaşamlarının karışık ilişkileri gözükmez. Bu temizlenmiş yazı dünyası, içinde yaşadığımız tozlu ve çurüklü sandık odasının olduğu gibi kalması yönünde en büyük çabalardan bir tanesidir. Çevre ve uzama functionalist yaklaşımlara büyük şüphe ile bakmamız gerekiyor, çünkü bunlar toplumun geçim yasaları ile uğraşır gibi gözükürken, bir taraftan insan yaşamı ile ilgili diğer çözümlemeleri havaî ve "hafif" gibi göstermekte, diğer taraftan iş ve üretim yaratmaya katkı yapacak yerde değiştirilmesi gereken üretim ve ilişki yöntemlerini yasa olarak baş köşeye oturtmaktadır. İnsan ve toplum yaşamında anlamların bilim sınırları dışında tutulması'"maddeci" bir görüşün gereği değildir. Böyle bir iteleme ancak belirli tarihî şartlara kavuşmuş bir ticaret dünyasının yarattığı functional ism'den ve buna akrabalığı olan rationalism çeşidinden gelir. "Yapısalcılığın" görünürdeki ilk gücü yaşamanın Önemini ve anlamları bilim çerçevesi içinde sokmaktadır. Buna rağmen yaşamaya ve anlamlara önem verenler, van Eyck ve Baird ve sayısız birçok kişi, "yapısalcı" yöntemi tüm veya parça olarak benimsememektedir. "Yapısalcı" yöntemi çeşitli derecelerde benimseyenlar arasında Jencks semiology'sinde ikili yerine üçlü bir ilişki kullanmaktadır (şey'ler, düşünce, im: serbest çeviri AG). Jencks insan yapısı çevreyi dilbilimindeki gibi en ufak anlam birimlerine indirgemeye çalışmakla "yapısalcılığın" atomism'e karşı olması gereken tutumuna ters düşmektedir, böyle ufak birimler olup olmayacağı bir tarafa. Jencks'in intrinsic adlandırdığı kuramlar insan kavram ve sinir yapısı ile evren arasında "evvelden verilmiş" benzerlik görürler. Extrinsic kuramlarda ise kavramlarımız sinir yapımız tarafından bir defalık olarak verilmiş değildir, toplumun tarihi boyunca yavaşça biçimlenirler. Bu ikinci durumda bile kavramlarımız birçok düşünüre belirlenen değil, belirliyici ve değişmez olarak gözükmektedir. Jencks tanımladığı önemli ikiliyi çözmediği gibi, çözümlemelerde insan algılamasını "aradan çıkartmayı" gözetmediği için insan algısı gene "dış" dünyanın belirleyicisi gibi kalmaktadır. Semiologie böyle bir köşeye itelenmemeli. Hillier ve Leaman ile arkadaşları uzam için bir syntax kuramı denemesi yapmaktadırlar. Bu yaklaşımın içinde syntagma varsayımları gizlidir. Bu kurama çok yer vermek gereğini duymakla beraber hiçbir şekilde ciddiye alamadık. İnsan yapısı çevreyi syntagma (syntax) kurallarının belirleyeceği çok şüphelidir. Bunun farkında olması gereken yazarlar "yapısalcılığın" paradigma ve AYDIN GERMEN çok-değerlilik gibi yönlerine döneceklerine kurallarını randomisation (rastgele'likte her bir birimin seçilme veya içerilme olasılıklarını rastgelmeye bırakmayan yöntemler:AG) ile çeşitleme yoluna gitmişler. Yazarların alan ve duvar gibi bilinen şeyleri soyutlama yollarını çözümlemeler için tamamı ile yararsız bulduk. Bununla beraber, yazarların başka düşünürler tarafından geliştirilmiş bir yaklaşımı kuramları içine sokmak isteyişleri geçerli functionalist katılıkların ötesindedir: insan yapısı çevre toplum baskılarının sonucu veya izdüşümü olabileceği gibi, tersine bunlardan kaçış yolları açarak baskının gözden kaçırılmasında istenileni sağlayabilir. Barthes anlamların önemi üstünde en açık seçik duran bir düşünürdür. Bununla beraber, van Eyck ve Baird ve Broadbent ve başkalarından çok daha fazla structuralisme'in formalism'lerine bağlı olduğundan functional ism ve metaphor 'lar üstünde adamakıllı kararsızdır. Functional ism'in "yapısalcılık" temelleri ile kıyaslanması:" sayısız çeşitleri olan işlevcilik bir ucunda evreni en ufak kavram birimlerine bölerek bunların üstünde nicelik işlemleri yapar. Bu durumda evreni çeşitli şekilde okuyabilmesi kavramların seçimine bağlı kalır. Ayrıca bu okuyuşlar bir araya getirilecek yöntemle yapılmamaktadır. Diğer uçta işlevcilik bir toplum bütününün değişmeden veya yıkılmadan işler kalmasında alt parçaların görevini araştırmaktadır. Bu durumda çeşitli okuyuşlar, yöntemin gereği olarak yapılamaz. "Yapısalcılık" işlevciliğe oranla, üstelik tek bir olguda bile, evrenin çeşitli okunuşlarını verebilirdi, - "canı isteseydi", Ayrıca böyle bir yaklaşım birçok fransız düşünürünün arzular gibi gözüktüğü dialektik'e benzerliği sağlama yönünde önemli bir adım olurdu. Functional ism'in kesintisiz değişkenler ve dengeli uyumlar dünyasına karşın, structuralisme ilk bakışta kesintili olguları inceleyebilecek bir yöntem gibi gözükür. Kesintisizlikler ve uyumlar bir ideologie dünyasıdır ve bütün olguları kendi tanımlarına uydurmak üzere biçim değişikliğinden geçirirler (transformation), Buna karşılık kesintili çözümlemede kesintisiz değişkenler de içerilebilir ve evrenin dengesiz değişmeleri denge kalıplarına sokulmaz. "Yapısalcılık" bu yöntemlerini kullanmamaktadır. Ayrıca "yapısalcılık" olguları, çözümleme ve kavramlarla gidiş gelişte inceleyeceğine, bir icîea'lar dünyasının ham maddesi gibi kullanmaktadır. Marx'ci yaklaşımla "yapısalcılık" arasında benzerlikler bulunabilir. Bununla beraber benzerlikleri her halde Levi-Strauss, Godelier, Paz, Viet, Harvey ve diğerlerinin aradığı çizgiler dışında yoklamak gerekirdi. Althusser yönlenmeleri ise fazla zorlanmış ve henüz tazedir. Sorun bir Fransa ve İtalya sorunu gibi gözükmektedir. İtalyan yazarlarında konu daha iyi tartılmış gibi görünür . Bu durumda iyi bildiğim Birikim dergisi tartışmalarını ne metinde ne de türkçe özetinde ele almamayı doğru buldum, ve sayfa kısıtlaması bunun ancak ikincil bir yönü. Üçüncü fakat en önemli nokta structuralisme'in Marx'ci yaklaşıma tıpatıp uyup uymadığı yolundaki araştırmaların kısırlığı, şaşırtmaca yaratma ve çift yönlü yobazlıklara yönlenme sakıncalarıdır.